ifade tasarımı
web PEN WHITE.png

yazılar

çok sevdiğim bir arkadaşım Murat İpek'ten alıntı ile 

"merak etmeyin ben yazarım"

bir tatlı huzur

Huzur kavramı pek çoğumuz için farklı yönleri ile değerli olsa da sonuçta ortak bir anlayışa işaret eden dingin, sakin, rahat bir hali ifade eder. Oysa huzur, “mevcut olma, şimdi ve burada bulunma” anlamına gelen bir sözcüktür. Latincesi ‘carpe diem’ olan ÂN’ı yakalama halidir. Yüce bir varlığın huzuruna çıktığında insanın hissettiği ve farkında olduğu mevcudiyet yani var’lık, huzurdur.

Huzurunda huzur bulduğun bir zuhur içinde eriyip, var’lık yok’luk ile eş olduğunda bir’lik ve bütünlüğü kavrayabilirsin.

Yaşadığımız zıtlıklar düzeni içinde anlam ifade eden her şey zaten bir paradokstan ibarettir. Çatışkı, yanıltmaç, çelişki gibi dilimizde karşılığı oluşturulmaya çalışılmış ancak yine anlamı ancak bir tümce yapısı içinde açıklanabilen ‘paradoks’ olgusu, zıtlıkları oluşturan her iki tarafın da ancak karşıtı ile var olabileceği şeklinde özetlenebilir. Karanlık, ışığın yok’luğudur ancak ışık ‘karanlığın yokluğu’ndan fazlası, bir var’lıktır. Varlık değerlerinden çok ahlak değerlerine uyarlandığında, daha soyut bir tabanda konumlandırılması sayesinde paradoks karşıtlıkları bir bütün halinde kavranması kolay hale gelir. [İyi / kötü] karşıtlığı, bir referans noktası, kaldıraç devresini oluşturan dayanak olmadan sadece bir ‘değer’ bütününden ibarettir. Değer, bu durumda ‘iyilik’ olarak adlandırılırsa; iyiliğin azalması karşı yönden bir bakış açısına göre kötülüğün artması olarak tanımlanabilir. Ancak sadece [iyi / kötü] değil, [sıcak / soğuk] gibi ahlaki açıdan tarafsız bir karşıtlık da aynı derecelendirmeye tabi tutulduğunda aslında var olan tek değerin ısı ve ısının belirlenen eşik noktasına göre altı ya da üstünün yarattığı karşıtlığın ise soğuk veya sıcak olarak isimlendirildiğini görürüz.

Neyi anlamak istersen, karşıtına bak.

Hayatımızda yaşadığımız eksiklikler aslında var’lıkları daha iyi kavrayabilmemizi sağlayan deneyimlerdir. Bu nesnel açıdan bakabilmek için doğumlara sevinmeyip, ölümlere üzülmemek gerektiğini ve bu duygusuzluğun insancıl olmadığını öne sürebilirsiniz. Oysa hayat sadece kutlamalardan ibarettir. Kutlamanın eksik olduğu her an karanlık gibi, soğuk gibi, kötü gibi tamamen geçici, öznel ve sanal bir referansa göre değerlendirilmiştir. Kutuplardaki soğuk, korumasız insan bedeninin kaldırabileceğinden fazla olsa da örneğin hidrojeni dondurmaya yetmez. Bizi ilgilendiren de -doğal olarak- insan bedeninin donmasıdır. Giydiği tek parça koruyucu kıyafetle kutuplarda yaşayabilen bir insan için dahi yeterince soğuk olmayan hava sıcaklığının değerlendirilmesi bütünüyle referans noktasının o an için nerede olduğuna bağlı kalır.

Huzuru anlamak için bu karşıtlık ve derecelendirme ilkelerinden yola çıkarsak; “şimdi ve burada mevcut olma hali”nin karşıtını bulmakla işe başlayabiliriz. “Şimdi ve burada” var olan, bilebildiğimiz ve ölçümlenen tek zaman yani AN. Bir tekerleğin yola temas ettiği tek nokta, yüzeyi sürekli değişen ancak teması sabit düzlem. Tekerleğin yola tutunması sürüşe devam eden araç için temel koşuldur. Zihin bu aracın direksiyonu olduğunda, mevcudiyetini huzur içinde -yola sağlam basan tekerlek ile- devam ettirirken herhangi bir sorun yoktur. Huzursuz olduğumuz her an bir şey eksik ya da yanlış gidiyor demektir. Şimdi ve burada değiliz, tekerlek kaymaya başlamış ya da tamamen yoldan kopmuş demektir. Varlığımızın ruh, zihin ve beden olarak üçlü bir bütünlük olduğunu kavrayabilirseniz, zihin aracın gidiş yönünü belirleyen direksiyon, beden aracın kendisi ve ruh ise gidilecek yönü belirleyen ve direksiyonu çeviren iradedir. Yani zihin de beden gibi bir araçtır. Yönü belirleyen hareketi sağlayan önemli bir araçtır ancak yine de iradeye direnmesi, her zaman yolda durmaması gibi durumlarla karşılaştığımızda kazaya neden olan aracı kullanan iradeden önce mekanik arızalara suç atılır. Huzuru bozan, AN’dan uzakta, olası gelecek için kaygılar, tasarımlar ya da geri dönülemeyecek geçmişe takılı kalıp, dikiz aynasında gittikçe uzaklaşan bir manzarayı izlemeye çalışmaktan ibaret bir uğraşın neden olduğu kaymalardır.

Huzurun olgusunun tanımını daha iyi kavrayabilmek için bir başka yola başvuralım. Huzurlu ya da huzursuz olduğumuz hissini hisseden, bize bu tanımı yaptıran kararı veren bir kaynak var, bilinç. Bilinç, diğer adlarından biriyle ‘şuur’, “algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci” olarak tanımlanan “bilinme halinin adıdır. Gülünç, sevinç, ilginç gibi edilgen bir yapının isme dönüşmesinden oluşur. Gülen kişinin güldüğü şeyin gülünesi olması; seven kişinin sevdiği şeyi sevmesine neden olan kaynağın içeride yer alması ya da  sevinme halinde yaşanılan his; ilgi uyandırarak merak cezbeden gibi bilme halinin kendini bildiği dönüşlü bir eylemdir. Yani karmaşadan kurtulmak adına daha sade bir tanımla huzurda, huzurlu olan, huzuru hisseden BEN dediğimiz şey bilinç’tir. Huzur bilinç düzeyinde yaşanan bir durum olduğuna göre bilincin şimdi ve burada mevcut bulunma haline huzur denir.  

Gelecek kaygısı, geçmiş pişmanlığı AN’da bulunmamanın olumsuz olarak tanımlanan durumlarla yaşanması hali olduğu gibi; gelmesi beklentisi içinde bulunduğumuz ancak henüz erken olan bir durum ile ilgili tasarı halinde olmak, gündüz düşleri, hayalperestlik ve yaratıcılığı körükleyen kurgusal yapılar oluşturma hali sırasında AN’dan uzaklaşmak ve geçmişin güzel anılarını tekrar tekrar hatırlayarak yeniden yaşamaya çalışma, nostaljik özlemler de tamamen aynı durumun olumlu olarak adlandırılan duygularla özdeşleştirilen diğer yüzüdür.

Olduğu yerden, halden farklı bir şey isteyen kimse huzuru deneyimleyemez.

Denge de bozulduğu anda neden oldukları ile tanımlanan durumlardan bir diğeri olarak huzur gibi her şeyin kusursuz olduğu an itibariyle var olabilir. Dengede olduğunu bilen insan dengesizken yaşadığı belirtilerin yokluğu ile kendisini denetleyerek, var olana ek yaparak değil olmaması gerekeni yok ederek dengeye ulaşır.  Huzur da denge gibi eylem ile değil eylemsizlik ile sağlanan bir durumdur. Gereksiz olanı, işe yaramayanı sadeleştirerek varılan bu bilinç halini korumak da aynı eylemsizlik ilkesine dayanır. Nihilist bakış açısında “...ancak hiçbir şey yapmayan huzurlu olur...” anlamına da çıkabilecek bu ilkenin özü eklediğiniz her yük karşılığında denge sağlayacak bir boşluk yaratmayı ön görür. Zaten işin ustalık kısmı da buradadır. Zaman hiç durmadan akarken sıkılmak. Hareket halindeyken tam dengede olduğumuz anda hareketsizliğin hafifliğine ulaşmak da aynı paradoksun zıtlıklarından oluşan bir bütün olmasından ötürüdür.

Zihni sürekli meşgul insanlar olarak “kafa dağıtmak” huzurun hissi ile yüzeysel olarak benzeşen ancak temelinde keskin bir zıtlık barındıran eylemlerle kendimizi kandırmaya devam edip buna mahkum olduğumuz yalanına kendimizi inandırdıkça huzuru dışarıda aramaya devam ediyoruz. Huzur hiçbir yerde değil, her yerde. Huzur hiçbir koşula bağlı değil, her koşul altında. Bilincimiz sadece şu AN içinde var olduğu sürece biz huzurdayız. Tanımını yanlış yaptığımız bir şeyi bulmaya uğraşmak, yanlış adres ile doğru yeri bulmaya çalışmak gibi nafile...

 

Arkın Çelik