ifade tasarımı
web PEN WHITE.png

yazılar

çok sevdiğim bir arkadaşım Murat İpek'ten alıntı ile 

"merak etmeyin ben yazarım"

kinaye

Herşeyi eleştirmek hiçkimseyi daha iyi yapmıyor…

Çözümün parçası değilseniz, sorunun bir parçası olduğunuzu kabul etmelisiniz. Sadece eksik şeyleri veya sorunları görmek için daimi eleştirel gözle bakmak hayatımızın temel bir parçası ve çoğu zaman herşeyden ama herşeyden, sadece ve sadece şikayet ettiğimizin farkında bile değiliz.

Trafikte giderken kendinizi gözlemleyin, emin olun en az birkaç kere “o öyle mi yapılır” yorumunu yapacaksınız… ki bu en basit örnek. Milletimizin her konuda bir fikri mutlaka vardır. Herkes herşeyi çok iyi bilir, malesef bir tek kendini bilmez. Bu yüzden üstümüze vazife olmayan işlere gereksiz yere bulaşıp, sorumluluklarımızı yerine getirme konusuna gelince kaytarmayı çok iyi beceririz. Aynı evin içinde ayrı iki iş yapan iki ayrı usta birbirinin işine kesinlikle saygı duymaz ve kendisinin daha iyi bildiğini iddia ettiği konuda diğerine çamur atmak için fırsat kollar. Ne zaman boş olduğumuz konuda bile ses çıkarmaya uğraşmayız o zaman belki söyleneni duyarız. İngiliz atasözüdür “Empty can rattles the most” yani boş tenekeden en çok takırtı çıkar.

Yıllardır bana en çok yapılan eleştirilerin başında hiçbirşeyden memnun olmamam gelir. Daha yeni yeni bunun hastalık derecesinde bir takıntı olduğunu ve beynimin neredeyse sadece hata bulmaya odaklı çalıştığını farkediyorum. Hatayı görüp düzeltince kendimi daha iyi hissettmem de bir ego pekiştirmesi olarak “doğrusunu ben bilirim” demekten başka birşey değilmiş. Memnuniyetsizlik bir ruh hali, bir tercih ama bunu içselleştiren birey ne yazık ki durumunun farkına varması imkansız bir kısır döngü içindeyken yazılımlarda hata arayan programlar gibi sadece olumsuza odaklanıp olumlu herşeyi göz ardı ediyor. Doğrusunu bulmak, bilmek, yapmak ve olmak bireyin kendisi ve dolaylı yoldan çevresi için yapabileceği tek doğru edim. Sadece anlamak isteyen, algılamaya hazır bir bireyin iyi niyetli uyarıdan ders alabileceğini de öğrenmem yine nafile çabalar sonunda hiçkimseyi düzeltemediğim ancak yorgunluktan bitap düştüğüm çabalamamamın sonunda fark ettiğim bir durum oldu… ki en sevdiğim ve sık tekrarladığım sözlerden biri Mevlana’nındır “Sen ne bilirsen bil, bildiğin karşındakinin anladığı kadardır.”

Sektör şöyle kötü böyle iğrenç, şu insanlar bu kadar hak yedi, hak etmeyenler en tepede, koyunun olmadığı yerde keçiler Abdurrahman Çelebi de, eee?

Kabul edelim…

Durumu kabul etmek, baltaları gömmek, savaşmaya son vermek asıl değişimi getirecek.

Kabul etmek; hakkında hiçbirşey yapmamak değil hatta tersine en küçük şey yapabilmek için durumu tüm çıplaklığı ile herhangi bir yargıya varmadan kavramak ve anlamak demek.

Kabul etmek; zihinsel direnç göstermeyip hiçkimseyi ya da hiçbirşeyi düşman ilan etmemek demek çünkü düşman ilan ettiğiniz her güç siz savaş açtığınız için size karşı duracaktır. Bu yüzden devletler açısından “tanınmak” kuruldukları sırada önemli bir gayedir. Amiyane tabiriyle adam yerine konmak…

Bu yazdıklarımı okurken “Ne kabul edeceğim ya!?!” minvalli, “Sen kendini ne sanıyorsun?!?” eksenli, “Sana mı soracağız ya!?!” nidalı bir tutum içindeyseniz, haydi bana müsade…    

   

Arkın Çelik