ifade tasarımı
web PEN WHITE.png

yazılar

çok sevdiğim bir arkadaşım Murat İpek'ten alıntı ile 

"merak etmeyin ben yazarım"

herkes hak ettiği gibi

Pek çok kavram var zihnimizde. Kitaplar dolusu bilgi depoluyoruz hayatlarımız boyu. Veri toplayan bulutlara kadar vardı yığın halindeki kayıtlarımız. Peki ne kadar bilirsek bilelim her yeni öğrendiğimiz bilgi sayesinde artmıyor mu cehaletimizin farkındalığı? Bilmek uygulamaya yetiyor mu peki?

Epistemoloji için sorular “gerçekten bilebilir miyiz?”, “gerçek, bilinebilir mi?” gibi sıralanırken; bunlarla soyut düzeyde uğraşan bir zihin” gerçek dünya dertleri” ile nasıl başa çıkar? Soyutlamalar deneyimlerin ürünüdür. İnsanlar, olaylar, kavramlar diye sıralanan piramitin tepesinden bakan bizler için herşey öz’lerin şablonuna uyan fraktal (örüntü) devinimlerden ibarettir.  

Geometri bildiğini bilmeyen bir marangoz olabileceği gibi, geometri teorisyeninin marangozluk yapamaması son derece normal. Yani bilmek uygulamaya yetmiyor, yapmak bilmeye yetmiyor. Bilgelik olmadan bilgi değersizdir.

Bilgiyi nasıl değerli kılarız?

Kullanarak… Yanlış ellerde dünyanın sonu teorileri:

Biliyor olmanın getirdiği en büyük sorumluluk zaten buradan kaynaklanıyor. Bile bile doğru bildiğinin tersini yapmak zorunda kalmanın yarattığı bölünme ve doğru bildiğini yaparken hiç kimseye hesap vermek zorunda olmama özgürlüğü arasında yaşıyoruz hayatlarımızın bilinçli kısmını. Bir de hiç bilmeyenler ve bilmediklerimiz var ki onlar zaten etkileri olsa da bilinmedikleri için geçersiz kalıyorlar.

Samimiyet, savunmasızlık ve yargısızlık ilkelerine kadar indirgeyebiliyorsanız varlığınızı başlangıç noktasına vardınız demektir. Buradan itibaren yepyeni bir dünya kapılarını açıyor girmeye cesaret edebilenleri. Bu yazıyı buraya kadar okuyup hala devam etme isteğiniz varsa siz de büyük olasılıkla aydınlanma yolunda uyanan milyonlarca bireyden biri olarak doğrunun ışığına doğru kendinizi çekilir halde bulup artık çevresel, toplumsal, kültürel ve benliğinizdeki geçmişe dair tüm yükten kurtulma dileğindesiniz. Tebrikler. Kesinlikle yalnız değilsiniz!

Karanlık ve aydınlığın farkını düşünün. Karanlık, fark edilmeyen gibi gelir çoğu zaman oysa aydınlıktır fark edilmeyen. Görmeyi oluşturan ışıktır. Karanlık anlam katar. Varlığı var eden güç, 3. boyut da denilen bu ayrıklık düzeni sayesinde belli bir anlayış düzeyine gelen bilinçlerin, bir sonraki aşamada bu sistemin ötesine geçmesini ön görüyor. Nereden biliyor olabilirim ki bunu, bu kadar cüretkar bir iddia ile atılayım ortaya?

Bildiğimizi en doğru ve saf hali ile kullanmaya başladığımızda oluşan anlayış açıları sayesinde bilinecek olan “bilinir” hale indirgenebilir ve bilgi, bilgeliğe dönüştükçe sadeleşip hacmi azalırken yoğunluğu artar. Damıtma da diyebileceğimiz bu evrimsel süreç boyunca çok’tan tek’e ve tekil’den bütün’e bir yol oluşur. Ayrıklık bilinci en temel hali ile mutluluk, huzur, başarı, zenginlik gibi kavramları, yani özetle mutlak gücü kendimizin dışında aramamıza neden olan yanılsamadır.

Koşullar ne olursa olsun, bu durumun bir anlam ifade ettiği inancını taşımadan ders almak mümkün olamadığı gibi alınan derslerin de tam olarak anlaşılmadıkları sürece tekrarı zorunlu hale gelir. Bu yüzden tekrar tekrar benzer sorunlarla karşılaşırız. Eğer hedefe ulaşamıyorsak hedefi değil yolu kontrol etme zamanıdır. Birincil olarak en saf niyetle herkesin iyiliğini istiyorsanız iyiliğin sizin tanımızın dışında olabileceği ve herkesi aynı anda mutlu edecek bir iyilik halinin, ortalama alındığından dolayı, aslında kimseyi tam olarak tatmin etmeyeceğini düşünün. Herkesin mutlu olacağı bir sistem yerine, kimseye zarar vermeden kendinizi en iyi halinize getirmeye çalışın. Bu sonsuz bir uğraşıdır. Buradan başlayarak tüm bireylerinin mutlu ve huzurlu olduğu bir topluma ulaşabileceğimizi kabul edersek ilk hedef, en yakın ve başarılabilir bir hedef, “bireysel iyilik” olur.

Herkes kendince en iyiye layık ama iyilik kavramlarımız öznel. Herkes kendi cennetini yaratırken ortak payda samimiyet, savunmasızlık, yargısızlık ve anlayış olursa zaten ütopya denen şeyin neden ütopik olduğunu da kavramış oluruz. İnsanın özünde olduğu bize öğretilen doyumsuzluk ve şımarıklığı kendi bilincimizden temizlemek ile başlayıp diğerlerinin ne yaptığı ile değil kendi işimizle ilgilenmeyi “iş” haline getirirsek zaten en iyiyi hak etmeye layık da olabiliriz.

Anlaştık mı?     

Arkın Çelik