polit/e
Bu yazı politika ile ilgili gibi dursa da aslında insanlık üzerine yazılmıştır.
Dünyanın şu en çok özgürlükten dem vuran ama sınırları dışında en çok insan vuran memleketi; Amerika, yeni başkanını bulma yarışında. Adaylar arasında dağlar kadar fark yok ama seçenlerin seçimleri de seçimlerini savundukları tarz da adayların kimler tarafından ve neden desteklendiklerini ortaya koyuyor.
Bir aday var ki aklının başında olduğuna inanan bir tek kişinin daha desteklediğini görmedim. Demogoji konusunda ileri düzey bir yetenek. Kampanyasının başladığı günden bu yana bir tane gerçeğe dayalı, doğru ifadesi yok. Ama bir tane bile… Yine de halkın bir bölümü bu adayı desteklerken, dobra açıklamalar yapıyor olduğunu düşünüyor ve söylediklerinin içeriğine bakmıyor. Uzun uzadıya bir eleştiri yapmak yersiz çünkü eleştirirken yanlış olan yerleri vurgulamak için harcanacak çaba “su ıslaktır” demek kadar bariz ve zaten bunu görmeyene göstermeye çalışmak gereksiz.
Bir aday daha var ki “ben” yerine “biz” derken diğer adaylar gibi kendisini destekleyen büyük para odaklarına hizmet etmek yerine, kimsenin kuklası olmadan halkın tamamına adaletli gelir dağılımı ve hizmetten yana olduğunu söylüyor.
Buraya kadar bile aslında aklın yolu bir diyerek doğru karar vermenin kolay olduğunu düşünüyor insan. İşte insan burada yanılıyor.
Zengin, sarışın, küstah ve kibirli adayımızı eleştiren halkçı adayın destekçileri, kullandıkları ifadelerde o kadar eleştirdikleri kalıpların içine düşüyor ki bir süre sonra faşist, düşman, ırkçı olarak niteledikleri bölücü tavrın bire bir aynısını kullandıklarını unutarak “kim haklı” yarışına giriyor. Hakaret ediyor. Ben zenginim diye böbürleneni, ben senden akıllıyım diye böbürlenerek aşağılıyor. Beyaz olmayanları sınır dışı edelim diye ırkçılık yapanı, müslümanları yakalım diyenlerle beraber “sınır dışı etmek ya da yakmak” istemek nerede fark yaratıyor? Doğru olan doğru olduğunu bildiği sürece bunu kimseye kanıtlamak zorunda değildir. Güvensizlik, korku faşizmin baskısına maruz kalacağını düşünen her bireyi panik tepkiler vermeye itiyor ve verilen olağanüstü hayatta kalma tepkileri de kendilerine uygulanan ayrımcılık ve işkence tekniklerini aynen geri uygulama eğilimi olarak yansıyor.
Bilinçli insan duygularını yadsımaz, onların varlığını kabul eder ve kontrol etmeye çalışmak yerine onları kucaklar. Kontrolü duygularına ya da zihnine tamamen bırakmak yerine aralarında bir sentez oluşturur. Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemiz olabileceğimiz en doğru insan olarak yaşamak ve yeni nesillerin dönüp baktıklarında örnek almak isteyeceği kadar iyi insanlar olmak. Yargılamak en kolayken; kolaya kaçmadan, eleştirdiğimiz şeylere dönüşmeden istediğimiz değişimi önce içimizde yaşamak. Farklı düşündüğümüz ve farklı olduğumuz için yargılanmak, aşağılanmak bize nasıl hissettiriyorsa, karşımızdakine de aynı derecede kötü hissettirecektir. Daha iyi bilgiğimizi iddia ediyorsak ve buna eminsek, o zaman barışçıl olmayı, anlayışı daha iyi göstermeye gayret etsek daha yararlı olmaz mı?
Barış, savaşarak kazanılmaz. Barış, barış içinde yaşayarak yaratılır. Amerika'ya yeni başkanlık seçiminde başarılar.